CORLUTICARET.NET » YAZILAR
SAÇLARINA TUTUNDU DÜNYA

 SAÇLARINA TUTUNDU DÜNYA
 

Erdinç LAFÇI
ÖYKÜNÜM
erdinc.lafci@corluticaret.net
 

GÜNCELLEME: 13.12.2006 OKUNMA : 2578
                               “BİR AŞK ŞARKISI SÖYLÜYORDUN Kİ BİRDEN SUSTUN
                              DÜŞMEMEK İÇİN SAÇLARINA TUTUNDU DÜNYA” *

               “Seni hep seveceğim…”

               Rutubetli ve uzun kirpikleriyle “rol kesen” yeşilçam artistlerinden, bir de rahmetli babaannesinin izlediği pembe dizilerden işitirdi en çok. Bu hüznün de eski filmler gibi siyah beyaz hatıralarda veya babaannesinin maçları katleden kumanda hükümdarlığı gibi buğulu hasretlerde kaldığını zannediyordu. Şimdi bu söz acımasızlığıyla boğazında duruyor ve nefes almasına engel oluyordu. Aynur’dan “seni seviyorum” sözünü ilk duyduğu gün kalbinin bu sözle dolduğunu hissetmiş ve kelimelerin insanların içinde özel yerler tuttuğuna inanmaya başlamıştı. Aylardır içinde kezzap damlaları gibi dolaşan bir “biz onlardan kız almayız.” vardı mesela.

               Göçmen bir ailenin çocuğuydu. Kıtlık hikayeleri ve tutumluluk üzerine nasihatlerle büyümüştü. Ailesi bir kaç parça eşyadan başka hiçbir şey getirememişti göç ederlerken. Ercan o zamanlar çok küçük olmasına rağmen bu göç hikayesini o kadar çok dinlemişti ki artık kendisi de hatırlayabildiğini zannediyordu. aralık camdan esen rüzgarla şişen perdeler gibi kompartıman ve geldikleri trene ait diğer ayrıntılar ise hayal gücünün anne babasının endişeli gözlerle fısıldayarak anlattıklarına ekledikleriydi. Geldikleri yerden aldıkları kültür ve disiplin o çaresizlik günlerinde işlerine çok yaramıştı. O dönemi –her yakınmalarında olduğu gibi hallerine her şükrettiklerinde de hatırlayacakları- bir milat kabul etmişlerdi. Devletin ön ayak olmasıyla babası bir fabrikada işe başlamış, annesi önce günübirlik işlerde çalışmış, daha sonra annesi de aynı fabrikaya alınmıştı. Akla ziyan çalışma temposuna vekarla boyun eğip uymuşlar, takdir kadar haset de uyandıran bir hayat standardını nihayet yakalamışlardı. Ercan, hayatı boyunca risk almadan yaşamayı marifet bilmesine sebep olacak bu devinimin içerisinde büyümüştü. Ailesi meslek lisesinde okumasını uygun görerek elektrik bölümüne yazdırmıştı. Sigarayla ilk tanıştığı lise yılları, çok değilse bile onun riskle de tanışmasına yetecek kadar serserilik ettiği yıllardı. Liseden sonra yüksekokula sınavsız kayıt yaptırabilme hakkından faydalanmıştı. İlk sene sonunda derslerinin neredeyse hepsi zayıf gelince annesinin “üniversiteli” oğluyla böbürlenmeleri kursağında kalmıştı. Babası kararını vermişti. Okulu bırakacak, tecili bitip askere alınıncaya kadar çalışacaktı. Hatta babası, bir fabrikada elektrik şefi olan arkadaşının yanında yerini hazırlanmıştı bile. Öyle de oldu. İlk başlarda yorucu ve tatsız bulduğu bu iş hakkındaki fikri bir gün aniden değişecekti…

               - Seni hep seveceğim… dedi Aynur..

               Kahırlarla dolu bir olmamışlığın nakaratıydı bu. Ercan’ın cebindeki “biz onlardan kız almayız” dan habersizce anlatmıştı kendi ailesinin “biz onlara kız vermeyiz” sözlerini.

               Kendi sürgünlerinin peşinden geldikleri bu kentte “doğulu olmak” kavramı da ücra anlamlara sürgün edilmişti. Değişen çevrelerinin yarattığı baş dönmesine bu kavramsal yer değiştirmeler de eklenince iyice mideleri bulanmış, fakat bu rahatsızlığı memleketlerindeki sefalete tercih etmişlerdi. Burada ağabeyleri iyi kötü birer iş bulmuşlardı. “Doyduğumuz yer memleketimiz” diyorlardı.

               O ise kalkıp geldikleri bu acayip yere bir türlü alışamamıştı. İnsanlar onu dinlemiyor, anlamıyorlardı. Kendisini kimsesiz ve boşlukta hissetmeye başlamıştı. Yaşamaya dair umutlarını kaybetmek üzereydi. Hatta birkaç kez kendini öldürmeyi bile düşünmüştü. Fakat her seferinde bunu düşünmenin bile “günah” olduğunu hatırlayarak, ayıp düşüncelerine yaptığı gibi birileri görecekmişçesine telaşla kafasından uzaklaştırmaya çalışmıştı.

               Bu kocaman fabrikanın konfeksiyon atölyesinde çalışmaya başlayalı neredeyse iki yıl olacaktı . Aşk perisinin ona bir florasan lambasından göz kırpmakta olduğundan habersiz, tepesinde titreyerek bir yanıp bir sönen lambanın hala değiştirilmeyişine söylenip duruyordu ki kucağında bir kutu ve takım çantasıyla kendisine doğru gelen Ercan’ı gördü. Gözleri acemiliğini ele veriyor, attığı her adımda gördüklerini bildikleriyle karşılaştırırcasına önce inceleyen, sonra sorgulayan ifadelere bürünüyordu. Tıpkı bu şehre ilk geldiği sene kendisinin etrafındaki her şeye baktığı gibiydi.

               İçinde incecik bir sıcaklık duydu. Altında kaldığı göçükte bir nefes, hatta bir ışığın umuduna kapıldı. Eli bilinçsizce saçına gitti. Saçını kulağının arkasına atarmışçasına hareket etti. Bakışları karşılık bulduğunda hissettiklerinde yalnız olmadığını anladı. Ona yalnız olmadığını hissettirecek her şeye sarılmaya hazırdı zaten. Bunun için ortada henüz hiçbir sebep olmamasına rağmen utanır gibi oldu. Hiç konuşmadılarsa da sessizce sözleşmiş gibiydiler. Konfeksiyon şefinin sürekli cırlayan sesi ve makinelerin uğultusu ikisinin bu özel sessizliğine fon oluşturmuştu. Arızalı lamba değiştiğinde artık onun için her şey daha aydınlık gibiydi.

               Tanışıp görüşmeye başlamaları zor olmadı. Her fırsatta buluşuyor ivmelenen aşklarını daha ötelere taşıyorlardı. Acemi aşıklara has heyecanları ile saç, giyim, makyaj gibi unsurlara haddinden fazla önem veriyorlardı. Buluştuklarında öyle heyecanlanıyorlardı ki; genellikle doğal hallerine eğreti duran bu yansımalar esasında karşı taraf için önemsiz ayrıntılar olmaktan öteye geçmiyordu. Birbirlerinin özüne inmeyi başarmış iki sevgiliydiler.

               Haftalar süren bu bahar havasının ardından daha sıcak günlerin hayallerini kurmaya başlamışlardı. Sevgili olmayı öğrenirken yalnız sevgili olanların kullanabildiği şifreli dili de keşfediyorlardı. Örneğin asla telaffuz edilmese bile imalar ve göndermelerle evlilik üzerine konuşabiliyorlardı.

               Bir gün öpüşmenin “günah” olup olmadığından konu açılmışken birden başka bir mecrada buldular kendilerini. Aynı dinin inanıcıları fakat farklı mezheplerin mensuplarıydılar. Bütün sözler bitmiş miydi? Yoksa söylenebileceklerin çokluğundan dolayı seçmeyi mi beceremiyorlardı bilinmez; aniden bir sessizlik oldu. Hem bu konunun bunca zaman hiç konuşulmamış olduğuna şaşırmışlar, hem de derin bir korkuya kapılmışlardı. Zira konunun ilk kez açılmış olması dini inançlarının ve vecibelerinin, onların neslinde ve yaşam formlarında ne kadar “sonraki mevzu” olduğuna işaret ediyordu. Aynur en başından beri sezdiği bu ayrımı aşabileceklerinin ümidiyle, içten içe hissettiği bu korkuyu sürekli öteliyor, unutmaya çalışıyordu.

               Aileleri, usturuplu bir dille izah edebileceklerini düşünerek “çıtlattıkları” bu konuyu duyduklarında kıyameti kopardılar. Her ikisine de kendi aileleri tarafından derhal bu kabul edilemez durumu sonlandırmaları için talimat verilmişti. Karşılarında, dini inançların da önüne geçmiş örf ve geleneklerin yarattığı toplumsal baskı vardı.
 
               Sakin göllerde dinlenen göçmen kuşların bir silah sesiyle irkilerek dağılması gibi uçup gidecekti edindikleri bütün güzellikler. Silahın adı töreydi. Ve ne zaman kime doğrulsa bu silah sular ürperirdi kanla karışmasın diye.

               Belki de kanayan, suyun kendisiydi.

               Sevda denen memleketin en çıkmaz sokaklarından biriydi töre. Tenhaları kesif barut kokardı ve her metresinde yankısı duyulurdu en meşhur ayrılık şarkılarının. İki kişinin el ele yürüyemeyeceği kadar dardı bu sefer.

               Kaçışı mümkün bu çıkmazdan kaçmayı deneseler de kaçacakları yerde onları ürkek uykular bekliyordu ve bundan kaçamayacaklarını biliyorlardı. Kendi hayatından vazgeçmek artık o kadar zor değildi Aynur için. Ama sevdiği insana zarar gelmesi fikrine tahammülü yoktu.

               Bulunan “hayırlı” kısmetler sıralana dursun onlar içten içe yeni bir göçün hesabını yapıyorlardı. Silahların olmadığı bir diyarda barut kokusundan uzak bir saçak altı arıyorlardı kendilerine. Ne var ki zaman rüzgarı ardına almış aman vermiyordu. Yorgun düştüler. Gönüllerine dinletemedikleri fermanları uygulamaya karar vermişlerdi. Umutları aşklarından önce tükenmişti. Onları haftalardır saran, ısıtan bu sahici aşkın örgüsünden sökülen her ilmekte, içinden çıkamayacakları bir keder yumağına sarılıyorlardı.

               Artık sürekli ayrılıktan bahseden ama bir türlü ayrılamayan, akılları bir şeylerin telaşında, kalpleri bir şeylerin burukluğunda iki sevgiliydiler. Yufka yürekli birer gladyatör gibi yerde yatan cana en acısız ölümü sunmanın yollarını arıyorlardı. Kılıçlar çekildi ve en keskin sözlerini söylediler.

                              - Seni çok seviyorum…

                              - Seni hep seveceğim…

               Sözlerin, insanların içlerinde özel yerlerde durduklarına inanıyorlardı. Birbirine teğet geçmiş hikayelerinin birer derin kesiğini taşıyorlardı artık yüreklerinde. Ve ne zaman birbirlerini düşünseler burunlarını sızlatan bir kanama başlıyordu bu kesiklerde.

* Akgün Akova’ nın Elif isimli şiirinden.
    BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR
YORUM YAPAN : M. Emin Aytaç      TARIH : 19.12.2006
"Yazdıkları ve söyledikleri, insansanların, içlerindekilerin yansımasıdır." Derler. Erdiç'in yazdıklarını okudukça bu yansımayı görebiliyorum. Yazmaktan zevk aldığı belli. Yeni yazılarını takip edeceğim. :)

YORUM YAPAN : Kerem Akbaş      TARIH : 14.12.2006
Bir göl kıyısında berrak suyun altındaki taşları gözünle rahatça seçebilmek..Bir öykünün arkasına saklanmış, binlerde düşünceyi uyandıran bir yazı. Teşekkürler. Bir sonraki yazını hyecanla bekliyoruz.

   YORUM YAPIN

 
    EDITÖRE AIT SON 15 YAZI   Bu Editöre Ait Tüm Yazılar
    - KUNDAK   (22.03.2009)
    - BAHARIN ŞARKISI   (14.05.2007)
    - BÖCEK GİBİ GÜZELDİ*   (08.03.2007)
    - GRİ   (05.03.2007)
    - HEPİMİZ KAÇ TANEYİZ?   (09.02.2007)
    - ŞARKI HALİNDE KAL   (22.01.2007)
    - VURULDUM AKLIMIN ORTA YERİNDEN   (08.01.2007)
    - VAKİTSİZ YORULDUK   (20.12.2006)
    - SAÇLARINA TUTUNDU DÜNYA   (13.12.2006)
    - KÜÇÜK KALSAYDIK KÜÇÜLECEĞİMİZE   (05.12.2006)
    - (S)AYIKLADIKLARIM   (23.11.2006)
Yazarın Tüm Yazıları

 

 












Siz de Mail Listemize Katılın

Listemize katılarak en son
haberleri bültenler halinde düzenli olarak alabilirsiniz.

 
Alışveriş Merkezleri | Ambalaj | Bilgi Teknolojileri | Çiçekçilik | Danışmanlık | Dayanıklı Tüketim | Denizcilik | Deri Sanayi ve Ürünleri | Diğer Sektörler | Eğitim | Eğlence | Elektrik - Elektronik | Enerji | Ev Ve Bahçe Aksesuarları | Finans | Fotoğraf Ve Sanat | Gayrimenkul | Gıda | Hayvancılık | Hazır Giyim | Hırdavat / Nalburiye | Hizmetler | Inşaat / Yapı | İklimlendirme Sistemleri | İthalat / İhracat | Kamu Kurumları | Kırtasiye / Basım | Kimyasal Madde | Kişisel | Makine / Metal | Market / Mağaza | Matbaa Ve Yayıncılık | Meslekler / Dernekler | Mobilya | Orman Ürünleri | Otomotiv Ve Yan Sanayi | Oyuncak | Pazarlama | Plastik | Reklamcılık | Sağlık | Sigorta / Resürans | Sivil Toplum | Süs Eşyaları | Takı / Aksesuar / El Sanatları | Tarım Ve Ziraat | Taşımacılık / Lojistik | Tekstil / Giyim | Telekominikasyon | Tıp / Sağlık | Turistik İşletmeler | Üretim Sanayi - KOBİ | TÜM SEKTÖRLER |

CorluTicaret.Net Hakkında  |  İletişim  |  Sıkça Sorulanlar  |  Reklam Programları  |  Özel Firma Üyeliği
 
 
 
©2006 CorluTicaret.Net.Tüm Hakları Saklıdır.Sitede Geçen Tüm Yazı, Döküman v.b Kaynakların
 Izinsiz Kullanılması Suçtur ve Sitede Adı Geçen Firmaların Tüm Bilgilerinden Sadece Ilgili Firma Sorumludur.
Ayrıca Bkz. Gizlilik & Güvenlik Politikası
Çorlu Web Tasarım
spektra