CORLUTICARET.NET » YAZILAR
BAHARIN ŞARKISI

 BAHARIN ŞARKISI
 

Erdinç LAFÇI
ÖYKÜNÜM
erdinc.lafci@corluticaret.net
 

GÜNCELLEME: 14.05.2007 OKUNMA : 5220

Sırılsıklam mısralar serdim bu baharın ipine
Solmadan toplayıp giyesin diye…
İçine…
                                               Erdinç Lafcı


BAHARIN ŞARKISINI DİNLEDİNİZ Mİ?


Sanki ağır bir hastalıktan yeni çıkmışım ve uzun zamandan beri ağzımın hiç tadı yokmuş ta şimdi en sevdiğim yemeklerle donatılmış bir sofraya oturuyorum. Elbette sunulmuş birbirinden güzel nimetlerin tadından evvel seyrine talibim. Baharı seyrediyorum…
            Bir çoğumuz hapsolduğumuz duvarların arasında, bilgisayar ekranına yerleştirdiğimiz çiçekli resimlerle yahut bizi işle ev arasında götürüp getiren aracın camından gördüğümüz yol kenarında açılmış olan gelinciklerle yetinmek mecburiyetinde kalmışız. Ağaçlar, en tepe dallardan süzülen ve gökyüzünde bir pamuk tarlasını andıran polenlerle gönderiyor öpücüklerini birbirlerine. Tabiat usul usul sevişiyor. Fakat bizim klimalarımızın kokuları ve polenleri süzebilen filtreleri var. Suni yapıştırıcıları koklayarak yarı baygın dolaşan sokak çocuklarına tesellidir artık iğde ağacının tüm sokakları tarayan yapış yapış kokusu. Oysa ben bu sofranın lezzetinden ziyade kokusuna talibim. Baharı kokluyorum…
            Köy evinin bahçesindeki erguvanın kıskançlığı tutmuş bu bahar. Erişemeyeceğim , en uç dallarda açmış çiçeklerini. Geçen sene yarım yamalak bir sevdaya meze ettiğim çiçeklerinin intikamını alıyor belki de. Ancak insanlarda tanık olduğumuz zayıflıklardan biri olan “intikam alma dürtüsü” doğaya da mı sirayet etti acaba? Eğer öyleyse yandık. Fabrika atıkları renginde akan derelerin, ateşiyle gökyüzünü eritip yerine gri bir is bırakan bacaların, yağmalanan denizlerin hesabını nasıl vereceğiz. Dalından erik yemek artık pek mümkün değilse de –çevre dergilerinin sayfalarından yapılmış- külahlarla satılıyor köşe başındaki tezgahlarda. Bahara dair iki satır yazabilmek için bile yaşadığım şehirden kilometrelerce uzağa gitmek zorunda kalıyorum. Çorlu şimdilerde çölleşmiş ve kaosun hakim olduğu bir dünyayı konu alan bilimkurgu filmlerinin setlerini anımsatıyor. Gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden biri olan Orhan Veli’ yi bundan 56 yıl önce, Ankara’da, belediyenin açıp kontrolsüzce bıraktığı bir çukur yüzünden kaybetmiş memleketin insanlarıyız. Yürüdüğümüz caddeler (Orhan Veli nin o esprili kişiliğine gönderme yapan birer anıtmış gibi) önümüze çıkan sayısız çukurlarla dolu. Resmi kurumların bahçelerine mahsus az sayıda ağacın da üzerini toz kaplamış. Askeriye bahçesinin içindeki salkım söğüt fidanı en az, duvarın hemen dışında gelip geçene “tartalım abi” diye seslenen çocukların yüzü kadar solgun ve mutsuz görünüyor.
            Ne var ki “dışarıda gürül gürül bir bahar” akıp gidiyor. Bizler inşa ettiğimiz zindanlarımızın içinde mevsimlerden bihaber yaşıyoruz. Kendi mahpusluklarından sıyrılıp içlerindeki zindanları yerle bir etmeyi başarmış olanlarımızı da mahkum edip prangalara vuruyoruz. 2 Haziran, içindeki tutsaklığı hayatı pahasına reddetmiş büyük usta Ahmed ARİF in ölüm yıldönümü. Yüreğindeki umudu dağlara denk tutan şair için Cemal Süreya şöyle diyor;
                                   “Bir şair: Ahmed ARİF
                                    Toplar dağların rüzgarını
                                     Dağıtır çocuklara erken”
Ahmed Arif, taş duvarların arkasındayken bile mevsimlerin türküsünü söylemesini bilmiş, hasretinden prangalar eskittiği sevgilisine, “Seni baharmışsın gibi düşünüyorum” diye seslenmiştir.
İÇERDE
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

                                               Ahmed ARİF
Ahmed Arif in şiiri Nazım Hikmet in öncülük ettiği çizgide gelişmiş , zamanla kendine has özelikler kazanmıştır. Ahmed Arif Anadolu’nun  dağlarından , ovalarından, bozkırlarından  ağıtlar yakarken Nazım Hikmet şehirlerin şairidir. Nazım hikmet in yaklaşımları daha fütüristtir. Hayata bakışındaki zenginlik ve bu zenginliği şiire yansıtmadaki dehası ile sadece Türkiye’de değil tüm dünyada iz bırakmayı başarmıştır.
3 haziran tarihi de Nazım Hikmet in ölüm yıldönümü. Ömrünün her dönemini aşkla donatabilmiş bu fikir adamı, Bursa Hapishanesinde –adını saatinin kayışına tırnağıyla kazıdığı- eşi Piraye’ye yazdığı mektupta baharın gelişini şöyle anlatıyordu;

Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar.
Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire
taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire...
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,
dışarda bozkırın üstünde pırıltılar...
Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,
suyu donmayan testi
ve sabahları çimentonun üstünde güneş...
Güneş,
artık o her gün öğle vaktine kadar,
bana yakın, benden uzak,
sönerek, ışıldayarak
yürür...
Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,
başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı :
dışarda akşam olur,
bulutsuz bir bahar akşamı...
İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl.
Velhasıl
o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle
bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı
hürriyet denen ifrit...
Bu bittecrübe sabit, karıcığım,
bittecrübe sabit...

--------------------------
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...

 

 

 

 

 

Hapishane avlusunda izlediği gökyüzünün “bu kadar mavi, bu kadar geniş” olduğuna şaşıran Nazım Hikmet’e günümüzde acı çeken dünya insanları bir Aydın Öztürk şiiriyle yanıt verirdi belki;
“Aynı mavi göğün altındayız
aynı güneş ısıtıyor bizi
geceleri aynı ay
niye öldürüyorsunuz bizi”

Nazım hikmet daha sonra 2. dünya savaşına da tanıklık etmiş ve bu konudaki duyarlılığını, “Bulutlar adam öldürmesin” ve “Japon Balıkçısı” şiirleriyle  dile getirmiştir. Şimdi ben de kendime soruyorum. Ne değişti? Adam öldüren bulutlar mı? Yoksa söz konusu bulutların kaynağı mı? Gökyüzüne bakmaya çekinen çocukların gözlerindeki korkulu ifade mi değişti? Ne değişti? Bulutların adam öldürmediği, tüm çocukların birer gökkuşağı gibi gülümsediği mevsimlere ne zaman kavuşacağız?
“yaşamak,
bir ağaç gibi tek ve hür
bir orman gibi kardeşçesine”

“İnandığı doğruların adamı…”
Fötr şapkası her fotoğrafında biraz yamuk dururdu belki ama kendisi bir ömür boyu dosdoğru yaşadı,  dimdik durdu Orhan Kemal. Romanlarında hayat verdiği Adana’nın hafif bıçkın, kavruk görünümlü delikanlılarından biriydi aslında. Yazarken, tenindeki kavrukluğa inat yıkılmış bir bentten fırlamış, her şeyi önüne katmaya hazır sular gibiydi.   Kendi sefaletini, yoksulluğunu yaşadığı sürgün kentlerinde bırakıp ait olduğu coğrafyanın acılarına karşı omuz verdi çoğu zaman. Çukurova, onun için ezilmişliğe karşı haykırışın vazgeçilmez kaynağıydı. Nasırlı ve çıplak ayakların çiğnediği bereketli topraklarda pamuk toplayan, yürekleri avuçlarında ırgatların haykırışıydı bu. Eskişehir’deki öğrencilik yıllarımda Orhan Kemal in Eskici Dükkanı (Eskici ve Oğulları) romanını okuyordum . Kavurucu sıcaklığıyla  Çukurova’da bir yaz gününü anlattığı  kısımda (dışarıda iliklere kadar işleyen bir ayaz olmasına rağmen) odamın penceresini bilinçsizce araladığımı tebessümle hatırlıyorum. Üslubu  öyle sürükleyiciydi ki; çırçır fabrikalarına pamuk taşıyan kaptıkaçtıların arkasına takılmış çocuklar gibi hissederdim okurken. Ellerimi bıraksam düşecek, toz duman içinde uzaklaşan o serüvenin ardından bakakalacaktım .
Çukurovam,       
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...

                      Ahmed Arif

 

 

 

Orhan Kemal, Bursa cezaevinde birlikte yattığı Nazım Hikmet le tanışmalarını şöyle anlatır;

“Müdürün oda kapısında çevik bir gıcırtı, kapı açıldı. Nefesimi kesmiş, gözlerimi kısmışım..Bir heykel sükunu içinde, azametli bir mermer heykel bekliyorum... Bir an yüz yüze geliyoruz, sonra göz göze..Mavi mavi gülüyordu. Bu gülüş muhakkak ki bir çocuğu hatırlatıyor..Temiz, taze, sıhhatli ve dost! Bir lahza şaşkın, bekledi. Galiba ne yapması lazım geldiğini ölçtü, yahut tanış bir yüz arandı..Sonra gözüne Necati ilişti herhalde, ona doğru yürümeğe hazırlanırken, Necati ona koştu ve beni tanıttı.El sıkıştık. Ayaklarının topuklarını, hazır oldaki bir er gibi birleştirerek, kendisini teşrifata zorladığı aşikar bir tarzda ciddileşmeye çalışarak: -Ben Nazım Hikmet! Dedi.”

Orhan Kemal’i Yine bir haziran gününde (2 Haziran 1970) kaybettik. Haksızlığa asla boyun eğmeyen roman kahramanları gibi zamanın karşısında yenilmeyecek eserler bıraktı  arkasında. Hepimizi ekranların başına çivileyen ve tek kanallı dönemin “rating canavarı” Hanımın Çiftliği dizisini veya geldiği büyük şehre tırnaklarıyla tutunmaya çalışan Trakyalı “Bekçi” Murtaza yı unutabilir miyiz? Beyaz perde ve televizyona uyarlanan diğer yapıtları; ''72. Koğuş'', ''Bereketli Topraklar Üzerinde'', ''Devlet Kuşu'' , ''Vukuat Var'' , ''Eskici Ve Oğulları''...

    BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR
YORUM YAPAN : Fatma Gürel      TARIH : 14.10.2008
Tesadüfen birinin yazılarına bakmak için ilk defa baktığım sitede size rastladım.Böyle güzel anlatımla bütün sevdiklerimin ölümlerinin yıldönümlerini anımsatarak içimi açıtsanda Çorlu da birinin daha olduğunu bilmek çok hoşuma gitti.Bir daha çoğaldığımızı bilmek güzel.İyi ki varmışsın ve hep güzel insanlardan sözetmen dileğiyle kutluyorum.

YORUM YAPAN : devrim      TARIH : 23.05.2007
yine aynı..yine ayrı.. yine güzel olmuş..erdinç eline koluna diline sağlık..bu zamanda zor yetişen ve kendini yetiştiribilen nadir insanlardansın..kulandığın kelimelerle yine doğanın çiçeklerle kendini süslediği gibi yazını süslemişsin.. inşallah sana da bahar gelimiştir:)

YORUM YAPAN : Duygu Cerav      TARIH : 23.05.2007
Evet, Erdinç'in satırlarında, tamda duygularımı okuduğu gibi, ÖZLEDİM çocukluğumu eskiyi o saf doğayı.. Bazen oturduğum bilgisyarın başından kalkıp kendimi atmak istiyorum yeşile, maviye. Çocukluğuma dönmek, memleketim çukurova'da bahar ayında uçsuz bucaksız yeşil buğday tarlasında uzanmak ve eskisi gibi bulutları, hayavanlara, arabalara, benzeterek ve ordan komşumuz Emine tsyzenin bahçesine giderek badem ağacında bademleri, erik ağacından erikleri o gelmeden toplayarak kaçmak istiyorum.Gerçekten eskiden yeşil daha yeşil mavi daha maviydi. Erdinç'in her yazısını okuduğumda, beni götürecek biryerler buluyorum ve içimde fırtınaları koparmayı başarıyor. Başarılar ERDİNÇ.

YORUM YAPAN : Murat SEVGİ      TARIH : 15.05.2007
Zaman alıyor...
Doğru işler çıkarmak çok zaman alıyor...
(Bu siteden iş çıkar!)

Güzel yazıların var Erdinç.

Bu arada Orhan KEMAL ile ilgili bir ilave de ben yapayım:
2005 yılında Epsilon yayınları eserleri tümüyle yayınladı.

Bu tekrarbasımların listesini de meraklılara vermek istedim;

- 72. KOĞUŞ
- ARKADAŞ ISLIKLARI
- AVERE YILLAR
- BABA EVİ
- BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE
- BİR FİLİZ VARDI
- BÜTÜN OYUNLARI - 1
- BÜTÜN OYUNLARI - 2
- CEMİLE
- ÇAMAŞIRCININ KIZI
- DEVLET KUŞU
- DÜNYA EVİ
- EV KIZI
- EKMEK KAVGASI
- ESKİCİ VE OĞULLARI (ESKİCİ DÜKKANI)
- EVLERDEN BİRİ
- GREV
- GURBET KUŞLARI
- HANIMIN ÇİFTLİĞİ
- İKİ DAMLA GÖZYAŞI
- İSTANBUL'DAN ÇİZGİLER
- KAÇAK
- KANLI TOPRAKLAR
- KIRMIZI KÜPELER
- KÖTÜ YOL
- MURTAZA
- MÜFETTİŞLER MÜFETTİŞİ
- NAZIM HİKMET'LE ÜÇ BUÇUK YIL
- OYUNCU KADIN
- ÖNCE EKMEK
- SARHOŞLAR
- SENARYO TEKNİĞİ VE SENARYOLAR
- SERSERİ MİLYONER
- SOKAKLARDAN BİR KIZ
- SOKAKLARIN ÇOCUĞU
- SUÇLU
- TERSİNE DÜNYA
- ÜÇKAĞITÇI
- VUKUAT VAR
- YAĞMUR YÜKLÜ BULUTLAR Dünyada Harp Vardı
- YALANCI DÜNYA
- YAZMAK DOLUDİZGİN (GÜNLÜK ŞİİR)





   YORUM YAPIN

 
    EDITÖRE AIT SON 15 YAZI   Bu Editöre Ait Tüm Yazılar
    - KUNDAK   (22.03.2009)
    - BAHARIN ŞARKISI   (14.05.2007)
    - BÖCEK GİBİ GÜZELDİ*   (08.03.2007)
    - GRİ   (05.03.2007)
    - HEPİMİZ KAÇ TANEYİZ?   (09.02.2007)
    - ŞARKI HALİNDE KAL   (22.01.2007)
    - VURULDUM AKLIMIN ORTA YERİNDEN   (08.01.2007)
    - VAKİTSİZ YORULDUK   (20.12.2006)
    - SAÇLARINA TUTUNDU DÜNYA   (13.12.2006)
    - KÜÇÜK KALSAYDIK KÜÇÜLECEĞİMİZE   (05.12.2006)
    - (S)AYIKLADIKLARIM   (23.11.2006)
Yazarın Tüm Yazıları

 

 












Siz de Mail Listemize Katılın

Listemize katılarak en son
haberleri bültenler halinde düzenli olarak alabilirsiniz.

 
Alışveriş Merkezleri | Ambalaj | Bilgi Teknolojileri | Çiçekçilik | Danışmanlık | Dayanıklı Tüketim | Denizcilik | Deri Sanayi ve Ürünleri | Diğer Sektörler | Eğitim | Eğlence | Elektrik - Elektronik | Enerji | Ev Ve Bahçe Aksesuarları | Finans | Fotoğraf Ve Sanat | Gayrimenkul | Gıda | Hayvancılık | Hazır Giyim | Hırdavat / Nalburiye | Hizmetler | Inşaat / Yapı | İklimlendirme Sistemleri | İthalat / İhracat | Kamu Kurumları | Kırtasiye / Basım | Kimyasal Madde | Kişisel | Makine / Metal | Market / Mağaza | Matbaa Ve Yayıncılık | Meslekler / Dernekler | Mobilya | Orman Ürünleri | Otomotiv Ve Yan Sanayi | Oyuncak | Pazarlama | Plastik | Reklamcılık | Sağlık | Sigorta / Resürans | Sivil Toplum | Süs Eşyaları | Takı / Aksesuar / El Sanatları | Tarım Ve Ziraat | Taşımacılık / Lojistik | Tekstil / Giyim | Telekominikasyon | Tıp / Sağlık | Turistik İşletmeler | Üretim Sanayi - KOBİ | TÜM SEKTÖRLER |

CorluTicaret.Net Hakkında  |  İletişim  |  Sıkça Sorulanlar  |  Reklam Programları  |  Özel Firma Üyeliği
 
 
 
©2006 CorluTicaret.Net.Tüm Hakları Saklıdır.Sitede Geçen Tüm Yazı, Döküman v.b Kaynakların
 Izinsiz Kullanılması Suçtur ve Sitede Adı Geçen Firmaların Tüm Bilgilerinden Sadece Ilgili Firma Sorumludur.
Ayrıca Bkz. Gizlilik & Güvenlik Politikası
Çorlu Web Tasarım
spektra